Sofiapedi
Hukuk ve AdaletTemel

Sözleşme Nedir ve Nasıl Kurulur?

Sözleşme; tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurdukları hukuki işlemdir. Sözleşme özgürlüğü temel ilke olmakla birlikte kanunun emredici hükümleriyle sınırlandırılmıştır. Yanılma, aldatma ve korkutma gibi irade sakatlıkları sözleşmenin iptal edilmesine yol açar.

·7 dk okuma

Borçlar Hukukunun Temel Çerçevesi

Borçlar Hukuku, Medeni Hukukun bünyesinde yer alan ve borç ile borç ilişkilerini düzenleyen bir hukuk disiplinidir. Bu ilişki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 646. maddesinde açıkça ifade edilmiş; kanun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun tamamlayıcısı olarak konumlandırılmıştır. 11 Ocak 2011'de kabul edilerek 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu, 818 sayılı eski Borçlar Kanunu'nun yerini almıştır.

Türk Borçlar Kanunu iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci kısım, tüm borç ilişkileri için geçerli temel esasları; borç ilişkilerinin doğumu, hükümleri ve sona ermesi gibi konuları düzenlemektedir. İkinci kısım ise "Özel Borç İlişkileri" başlığı altında satım, bağışlama, kira, eser, vekâlet ve hizmet gibi çeşitli sözleşme türlerine ilişkin hükümleri kapsamaktadır.

Borçlar Hukuku kurallarının uygulama alanı yalnızca bu kanunla sınırlı değildir. Türk Medeni Kanunu'nun 5. maddesi, Borçlar Kanunu'nun genel nitelikli hükümlerinin uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağını öngörmektedir. Dolayısıyla iki kanun arasında işlevsel bir bütünlük söz konusudur.

Sözleşme Özgürlüğü İlkesi ve Sınırları

Borçlar Hukukunun temel ilkesi, tarafların hukuki ilişkilerini kendi iradeleriyle serbestçe belirleyebilmesidir. Bu ilke, irade özerkliğinin somut bir görünümü olan sözleşme özgürlüğü olarak adlandırılır. Medeni Hukukun diğer alanlarına kıyasla Borçlar Hukukunda sözleşme özgürlüğü daha geniş biçimde tanınmıştır.

Sözleşme özgürlüğünün birkaç temel görünümü bulunmaktadır. İlk olarak bu ilke, sözleşme yapıp yapmama özgürlüğünü ifade eder; kural olarak kimse iradesi dışında bir sözleşme ilişkisine girmek zorunda bırakılamaz. İkinci olarak, TBK'nın 26. maddesi uyarınca taraflar, kanunun çizdiği sınırlar içinde sözleşmenin içeriğini özgürce belirleyebilirler. Üçüncü olarak, kanunun sözleşme için belirli bir şekil öngörmediği hâllerde taraflar sözleşmenin şeklini de serbestçe kararlaştırabilirler.

Sözleşme özgürlüğü mutlak değildir; yalnızca kanunla sınırlandırılabilir. Öte yandan bazı özel durumlarda sözleşme yapma zorunluluğu gündeme gelebilmektedir. Bu zorunluluk ya doğrudan bir kanun hükmünden ya da kişinin kendi iradesiyle böyle bir yükümlülük altına girmesinden kaynaklanır.

Kanundan doğan sözleşme yapma zorunluluğuna örnek olarak, kamu hizmeti sunan kuruluşların bu hizmetlerden yararlanmak isteyen kişilerle sözleşme yapmaktan kaçınamaması verilebilir. Elektrik, doğalgaz ve su dağıtımını sağlayan kuruluşlar ile demir yolu ve denizcilik işletmeleri bu kapsamda değerlendirilir. Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un satıcıların teşhir ettikleri malların satışından kaçınamayacağına ilişkin hükmü de benzer niteliktedir. Bunların yanı sıra, genele açık işletmeler ile tekel niteliğindeki faaliyetleri yürüten kişilerin haklı bir sebep olmaksızın sözleşme yapmaktan kaçınması, TMK'nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık olarak değerlendirilebilmektedir.

İradi sözleşme yapma zorunluluğunun en önemli aracı ise ön sözleşmedir. TBK'nın 29. maddesi uyarınca, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Ön sözleşmede taraflardan biri ya da her ikisi asıl sözleşmeyi kurma borcu altına girmektedir. Türk hukukundaki en yaygın uygulama örneği taşınmaz satış vaadi sözleşmesidir. Ön sözleşmenin geçerliliği, kural olarak ileride kurulacak asıl sözleşmenin tabi olduğu şekle bağlıdır.

Sözleşme Türleri ve Sınıflandırılması

Sözleşmeler çeşitli ölçütlere göre sınıflandırılabilir. İçerik bakımından Borçlar Hukuku sözleşmeleri, esas itibarıyla borç ilişkisi doğuran, diğer bir ifadeyle "borçlandırıcı işlem" niteliği taşıyan sözleşmelerdir. Bununla birlikte, Medeni Hukukun diğer alanlarında da sözleşme niteliği taşıyan hukuki işlemler bulunmaktadır. Aile Hukukundaki nişanlanma ve evlenme ile Miras Hukukundaki miras sözleşmeleri bu niteliktedir; ancak bu sözleşmeler, Borçlar Hukuku sözleşmelerinden farklı olarak borç ilişkisi doğurmaz.

Konu itibarıyla Borçlar Hukuku sözleşmeleri şu biçimlerde sınıflandırılabilir: Bir malın ya da hakkın devrini amaçlayan sözleşmeler arasında satış ve bağışlama sayılabilir. Bir malın veya hakkın kullanımının devredildiği sözleşmeler arasında kira, kullanım ödüncü ve tüketim ödüncü yer alır. Taraflardan birinin işgörme borcu üstlendiği hizmet, eser ve vekâlet sözleşmeleri işgörme sözleşmeleri olarak adlandırılır. Saklama sözleşmesi muhafaza sözleşmelerine; kefalet, ipotek ve garanti sözleşmeleri ise teminat sözleşmelerine örnek gösterilebilir.

Taraf sayısı ve borç yükleme biçimi açısından da bir ayrım yapılmaktadır. Yalnızca taraflardan birinin borç altına girdiği sözleşmeler tek tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir; bağışlama sözleşmesi bu türün tipik örneğidir. Her iki tarafın da borç altına girdiği sözleşmeler iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler olarak adlandırılır. Bu grup kendi içinde ikiye ayrılır: Tarafların edimleri karşılıklı değiş-tokuş niteliği taşıyorsa tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme söz konusudur; satış, eser ve hizmet sözleşmeleri bu gruba girer. Taraflardan birinin her durumda borç altına girdiği, diğerinin ise yalnızca belirli koşulların gerçekleşmesi hâlinde borç altına girdiği sözleşmeler ise eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliği taşır; ücretsiz vekâlet sözleşmesi buna örnek gösterilebilir.

Edim süresi bakımından ise sözleşmeler, âni edimli ve sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmeler olarak ikiye ayrılır. Kira, hizmet ve vekâlet sözleşmeleri sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerdir. Sürekli edim içermeyen sözleşmeler ise âni ifalı sözleşmeler olarak nitelendirilir.

İsimsiz Sözleşmeler ve Kanunda Düzenlenen Sözleşme Türleri

Türk Borçlar Kanunu'nun özel borç ilişkilerine ayrılan ikinci kısmında pek çok sözleşme tipi düzenlenmiştir. Bu sözleşmeler arasında satış, mal değişim (trampa), bağışlama, kira, ödünç, hizmet, eser, yayım, vekâlet, saklama, kefalet, ömür boyu gelir ve ölünceye kadar bakma ile adi ortaklık sözleşmeleri sayılabilir. Türk Borçlar Kanunu dışında da bazı özel kanunlarla düzenlenen sözleşme tipleri mevcuttur; 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu tarafından düzenlenen finansal kiralama sözleşmesi buna örnek verilebilir.

Herhangi bir kanun tarafından düzenlenmemiş sözleşmeler ise isimsiz ya da atipik sözleşmeler olarak anılmaktadır. Kredi kartı sözleşmesi, finansal kiralama, factoring ve franchise sözleşmeleri bu gruba giren örnekler arasındadır. İsimsiz sözleşmeler üç farklı yapıda karşımıza çıkabilir:

Birden fazla sözleşmenin her birinin hukuki niteliğini koruyarak varlığı ve geçerliliğinin diğerine bağlı olacak şekilde birleştirildiği sözleşmeler bileşik sözleşme olarak adlandırılır. İşyeri olarak kullanılan bir taşınmazın satışı ile birlikte alıcının satıcıdan mal satın almayı taahhüt etmesi buna örnek gösterilebilir.

Kanun tarafından düzenlenen sözleşmelerin unsurlarının kanunun öngörmediği bir biçimde bir araya getirildiği sözleşmeler karma sözleşme niteliği taşır. Uygulamada sıkça karşılaşılan arsa payı karşılığı kat yapımı sözleşmesi bu türdendir; zira bu sözleşmede taşınmaz satışına ilişkin mülkiyet devri edimi ile eser sözleşmesindeki inşaat edimi kanunun öngörmediği bir karşılıklılık ilişkisi içinde bir araya gelir.

Kanunun düzenlediği sözleşmelerden hiçbirinin unsurlarını barındırmayan sözleşmeler ise kendisine özgü yapıda (sui generis) sözleşme olarak nitelendirilir. İsimsiz sözleşmelere uygulanacak hükümlerin belirlenmesinde hâkimin geniş bir takdir yetkisine sahip olduğu, çeşitli sözleşmelere ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanabileceği ve gerektiğinde hâkimin hukuk yaratmak suretiyle uygulanacak kuralları belirleyebileceği kabul edilmektedir.

Sözleşmenin Geçersizliği: Yanılma, Aldatma ve Korkutma

Bir sözleşmenin geçerli biçimde kurulabilmesi için tarafların iradelerinin sağlıklı oluşması gerekir. İrade oluşumunu zedeleyen çeşitli hâller, sözleşmenin iptal edilebilirliğine yol açar.

Yanılma, bir tarafın irade beyanında esaslı bir hataya düşmesini ifade eder. TBK'nın 31. maddesi çerçevesinde yanılma; sözleşmenin niteliğinde, konusunda, tarafında ya da sözleşme yapılırken dikkate alınan kişide gerçekleşebilir. Tarafların her ikisinin de ortak bir yanılmaya düşmesi hâlinde ise sözleşmenin gerçek iradeler üzerinden kurulduğu kabul edilir ve geçersizlik sonucu doğmaz. Yanılmanın esaslı nitelik taşıması durumunda yanılan taraf, yanılmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde karşı tarafa yönelteceği tek taraflı irade beyanıyla sözleşmeyi iptal edebilir. Bu süre hak düşürücü niteliktedir.

Aldatma, bir kimsenin karşı tarafça ya da üçüncü bir kişice kasten yanıltılarak sözleşme yapmaya yönlendirilmesidir. Aldatma aktif bir fiille gerçekleştirilebileceği gibi pasif bir tutumla da, örneğin karşı tarafın yanıldığını bilerek onu uyarmamak suretiyle de gerçekleştirilebilir. Aldatılan taraf, aldatmayı öğrendiği tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi iptal edebilir. Sözleşmenin iptal edildiği hâllerde tazminat talep hakkı saklıdır; onanmış olsa bile bu talep ileri sürülebilir.

Korkutma, bir tarafın hukuka aykırı biçimde tehdit edilerek sözleşme yapmaya zorlanmasıdır. TBK'nın 38. maddesi uyarınca korkutmanın gerçekleşmiş sayılabilmesi için tehdidin ağır ve yakın bir zarar tehlikesi oluşturması, korkutulanın bu tehditten kurtulmak amacıyla sözleşme yapmak zorunda kalması ve tehdidin hukuka aykırı nitelik taşıması gerekmektedir. Korkutma, hem sözleşmenin tarafından hem de üçüncü bir kişiden gelebilir. Korkutulan taraf, korkutmanın etkisinden kurtulduğu tarihten itibaren bir yıl içinde sözleşmeyi iptal edebilir.


Önemli Noktalar

  • Sözleşme özgürlüğü; tarafların sözleşme yapıp yapmama, içeriğini ve şeklini belirleme serbestisini kapsar; bu özgürlük yalnızca kanunun emredici hükümleri, ahlak, kamu düzeni ve kişilik hakları kapsamında sınırlandırılabilir.
  • Sözleşmeler; tek tarafa ve iki tarafa borç yükleyen ile tek seferlik ve sürekli edimli olmak üzere farklı biçimlerde sınıflandırılabilir; bu sınıflandırma ifa yükümlülüğü ile ifa aksaklıklarının hukuki sonuçlarını doğrudan etkiler.
  • Kanunda düzenlenmeyen isimsiz sözleşmeler bileşik, karma ve kendine özgü (sui generis) yapıda olabilir; bu sözleşmelere uygulanacak kurallara hâkim takdir yetkisiyle karar verir.
  • Sözleşmeler karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasıyla kurulur; irade beyanı açık ya da örtülü biçimde gerçekleşebilir ve kural olarak belirli bir şekle tabi değildir.
  • İrade sakatlıkları üç başlıkta incelenir: yanılma (esaslı hata), aldatma (kasıtlı yanıltma) ve korkutma (hukuka aykırı tehdit); her üçü de etkilenen tarafın tek taraflı beyanıyla sözleşmeyi iptal etme hakkı doğurur.
  • Kesin hükümsüzlük; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka veya kamu düzenine aykırı sözleşmelere kendiliğinden ve baştan geçersizlik yaptırımı uygular; iptal hakkıyla karıştırılmamalıdır.

Temel Kavramlar

KavramTanım
SözleşmeTarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarıyla kurdukları borç doğurucu hukuki işlem
Sözleşme ÖzgürlüğüTarafların sözleşme yapıp yapmama, içerik ve şeklini serbestçe belirleme hakkı; kanunun emredici hükümleriyle sınırlıdır
İsimsiz SözleşmeKanun tarafından tiplendirilmemiş; bileşik, karma ya da kendine özgü yapıda oluşturulan atipik sözleşme
Kesin HükümsüzlükEmredici hükme, ahlaka veya kamu düzenine aykırı sözleşmelere uygulanan ve herhangi bir irade beyanı gerekmeksizin baştan geçersizlik yaptırımı
YanılmaBir tarafın sözleşmenin niteliği, konusu veya tarafı hakkında esaslı bir hataya düşmesi; iptal hakkı doğurur
AldatmaKarşı tarafın kasıtlı olarak yanıltılarak sözleşme yapmaya yönlendirilmesi; yanıltılan tarafın iptal ve tazminat hakkı vardır

Başvurulabilecek Kaynaklar

  • Akyol, Ş. (1995). Borçlar Hukuku Genel Hükümler I. İstanbul.
  • Eren, F. (2010). Borçlar Hukuku Genel Hükümler. İstanbul.
  • Kocayusufpaşaoğlu, N. (2010). Borçlar Hukukuna Giriş, Hukuki İşlem, Sözleşme. İstanbul.
  • Kılıçoğlu, A. (2012). Borçlar Hukuku Genel Hükümler. Ankara.
  • Oğuzman, M. K. & Öz, T. (2012). Borçlar Hukuku Genel Hükümler C.I. İstanbul.
  • Reisoğlu, S. (2011). Borçlar Hukuku Genel Hükümler. İstanbul.
  • Tekinay (1993). Borçlar Hukuku Genel Hükümler (7. Bası). İstanbul.
  • Akıntürk, T. & Ateş Karaman, D. (2012). Borçlar Hukuku (18. B.). İstanbul.
🎯

Bu makaleyi ne kadar anladın?

5 dakikalık testle kendin için ölç.

Reklam Alanı [1234567890]

Haftalık akademik özet için bültenimize katıl

Yeni makaleler ve seçkiler doğrudan e-posta kutuna.

Aboneliğinizi istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz. Gizlilik Politikası

Bu makaleyi paylaş

X (Twitter)LinkedInE-posta