Psikolojinin Tanımı ve Kapsamı
Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır. Adı, Yunancada "ruh" anlamına gelen psikhe ile "bilim" anlamına gelen logos sözcüklerinin birleşiminden türemiştir. Bu tanım yüzeysel görünse de kapsadığı alan son derece geniştir: Göz kırpmak kadar basit bir tepkiden karmaşık matematik problemlerini çözmeye, bilinçli duygulardan biyolojik aktivitelere kadar pek çok olgu psikoloji biliminin inceleme alanına girer.
Davranışlar, kişinin dışarıdan gözlemlenebilen hareketleridir. Zihinsel süreçler ise düşünme, hatırlama ve hissetme gibi içsel olgulara karşılık gelir; doğrudan gözlemlenemeseler de davranışlara yansımaları aracılığıyla dolaylı olarak ölçülebilirler. Psikologlar yalnızca konuşmak ya da hareket etmek gibi görünür davranışları değil; duygu, algı, rüya, motivasyon ve tutum gibi soyut ancak ölçülebilir süreçleri de anlamaya çalışır.
İnsan davranışını anlamaya çalışmak yalnızca psikologların meşgul olduğu bir alan değildir. Filozoflar, sanatçılar ve edebiyatçılar da tarih boyunca benzer sorular sormuşlardır. Psikolojiyi bu alanlardan ayıran temel özellik, sorularına yanıt ararken sistematik, nesnel ve ampirik verilere dayalı bilimsel yöntemler kullanmasıdır. Bu sayede psikoloji, sezgisel ya da öznel değil; nesnel, doğrulanabilir ve genellenebilir bilgiler üretir.
Bilimsel Yöntem ve Temel İlkeleri
Psikoloji bir bilim dalı olduğundan, ürettiği bilgiler belirli ilkelere dayanmak zorundadır. Bilimsel yöntemin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir: ampirik, sistematik, nesnel, sınanabilir/yanlışlanabilir, genellenebilir ve geçici olmak.
Ampirik olma, bilgiye sezgi ya da sağduyu yerine duyularla algılanabilen ve deneyime dayalı veriler toplanarak ulaşılmasını ifade eder. Örneğin bir kişinin zekâ düzeyini anlamak için çeşitli zekâ testlerinden aldığı puanlar ampirik veri niteliği taşır. Sistematik olma ise önceden belirlenmiş, rasyonel bir işlemler dizisinin izlenmesini, yani araştırma sürecinin planlı yürütülmesini gerektirir. Nesnellik açısından araştırmacı, kişisel tercih ve yargılarından bağımsız biçimde verileri analiz ederek sonuca ulaşır; kullandığı tanım ve ölçüm yöntemlerini açıkça ortaya koyar ki başka araştırmacılar aynı çalışmayı tekrarlayabilsin.
Sınanabilirlik ve yanlışlanabilirlik, bilimsel soruların ampirik veri toplanarak test edilebilir olmasını zorunlu kılar. Örneğin "ölümden sonra hayat var mıdır?" sorusu günümüz teknik olanaklarıyla sınanamadığından bilimsel bir soru sayılmaz. Buna karşılık yaş gruplarına göre ölümden sonra hayata inanç düzeyinin değişip değişmediği ampirik olarak incelenebilir. Genellenebilirlik ise araştırma bulgularının yalnızca çalışmaya katılan bireylerle sınırlı kalmamasını, daha geniş bir kesime uygulanabilmesini ifade eder. Son olarak bilimsel yöntemle elde edilen sonuçlar her zaman geçicidir; yeni bulgular ışığında güncellenir ya da çürütülür.
Bilimsel yöntem aynı zamanda eleştirel düşünceyi gerektirir. Eleştirel düşünce; verileri olduğu gibi kabul etmek yerine sürekli soru sorma, akıl yürütme, analiz ve değerlendirme gibi zihinsel süreçleri içeren aktif bir düşünme biçimidir. Bu süreçte hipotezler oluşturulur ve sınanır; birbirleriyle ilişkili hipotezlerin desteklenmesiyle kuramlar ortaya çıkar. Kuramlar olguları açıklamakta ve yordamakta kullanılır; yeni araştırmalarda ise mevcut kuramlar sürekli olarak test edilerek kuvvetlenir, güncellenir ya da çürütülür.
Psikoloji Biliminin Tarihsel Gelişimi
İnsan doğasına ilişkin sorular antik çağlardan bu yana filozofların gündeminde yer almıştır. Sokrates, Platon ve Aristoteles zihnin, ruhun ve insan deneyiminin doğası üzerine görüşler geliştirerek psikoloji bilimi için kritik sorular ortaya atmıştır. Bu sorulardan en önemlilerinden biri, bilişsel yeteneklerin ve bilgilerin doğuştan mı geldiği yoksa sonradan mı edinildiğidir. Platon bazı bilgilerin doğuştan geldiğini öne sürerken Aristoteles insan zihnini doğumda boş bir levha olarak nitelendirmiş ve her şeyin deneyimle şekillendiğini savunmuştur. Günümüzde bu iki uç görüşün de tam anlamıyla doğru olmadığı kabul edilmekle birlikte tartışma hâlâ sürmektedir.
Bilimsel yöntemlerin insan doğasını anlamak için kullanılması 19. yüzyılda başlamıştır. Bu dönemin en önemli ismi Wilhelm Wundt'tur. 1879'da Leipzig Üniversitesi'nde ilk psikoloji laboratuvarını kuran Wundt, bilimsel psikolojinin kurucusu sayılmaktadır. Wundt, bilinci anlamanın yolunun onu parçalarına ayırarak incelemekten geçtiğini savunmuş; bu yaklaşım öğrencisi Edward Titchener tarafından "yapısalcılık" olarak adlandırılmıştır. Aynı dönemde Hermann von Helmholtz ve Gustav Fechner da görme ve algı üzerine önemli çalışmalar yapmıştır.
Yapısalcılığa karşı çıkan Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Köhler önderliğindeki Gestalt akımı ise deneyimin bütününün parçaların toplamından fazla olduğunu ileri sürmüştür. Almancada "bütün" anlamına gelen Gestalt kelimesinden adını alan bu akıma göre bilinci anlamanın yolu, parçaları tek tek değil, tüm deneyimi bir bütün olarak incelemekten geçer.
Avusturya'da Sigmund Freud, bilinçaltını araştırarak psikanalizi geliştirmiştir. Fiziksel bir nedeni bulunmayan hastalık belirtileri gösteren hastalarını inceleyen Freud, bu semptomların kaynağının bilinçaltındaki çatışmalar olduğu sonucuna varmıştır. Psikanaliz; bir kişilik kuramı, bir akıl hastalıkları teorisi ve bir dizi tedavi yöntemini bir arada barındırmaktadır. Freud'un kuramı geniş laboratuvar çalışmalarına değil sınırlı sayıda vaka çalışmasına dayandığından günümüzde tam anlamıyla bilimsel kabul edilmemektedir; bununla birlikte psikolojideki pek çok teoriye temel oluşturmuştur.
Amerika'da William James ve G. Stanley Hall ilk psikoloji laboratuvarlarını kurarak işlevselcilik akımına öncülük etmiştir. James'e göre bilinci parçalara bölmenin bir anlamı yoktur; asıl önemli olan algı, hafıza ve diğer zihinsel süreçlerin insanların ortamlarına uyum sağlamasını nasıl kolaylaştırdığıdır.
1920-1960 yılları arasında davranışçılık psikoloji biliminde belirleyici bir rol üstlenmiştir. John B. Watson'ın öncülük ettiği bu akım, gözlemlenemeyen bilinç ya da bilinçaltı yerine yalnızca gözlemlenebilen davranışlara odaklanılması gerektiğini savunmuştur. B. F. Skinner ise şartlanma üzerine yürüttüğü araştırmalarla bu akımın bir diğer öncüsü olmuştur. 1960'larda bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle birlikte zihinsel süreçlerin bilimsel tarafsızlıkla incelenmesi mümkün hale gelmiş ve davranışçılığın yerini büyük ölçüde bilişsel psikoloji almıştır.
Psikolojinin Temel Alt Dalları
Psikoloji, birbirinden farklı ancak birbiriyle bağlantılı pek çok alt dalı bünyesinde barındıran geniş bir bilim alanıdır.
Biyolojik psikoloji, bedendeki fizyolojik süreçler, hormonal sistemler ve beyin işleyişini davranış ve zihinsel süreçleri açıklamak amacıyla kullanan alt daldır. Genetik faktörlerin kişilik üzerindeki etkisi ile organların stresle başa çıkmadaki rolü bu alanın ilgi odakları arasındadır.
Bilişsel psikoloji, algılama, öğrenme, hafıza, zekâ ve bilinç gibi zihinsel süreçlerle ilgilenir. Bilişsel psikologlar, gözle görülemeyen bu süreçleri gözlemlenebilen tepki ve davranışlar üzerinden anlamaya çalışır.
Gelişimsel psikoloji, insanların zihinsel süreç ve davranışlarının doğumdan ileri yaşlara kadar nasıl değiştiğini inceler. Bağlanma, ergenlik dönemi, hafızadaki yaşa bağlı değişimler ve çocukluk deneyimlerinin yetişkinlik üzerindeki etkileri bu alanın başlıca konuları arasındadır.
Kişilik psikolojisi, bireyleri birbirinden ayıran karakter özellikleri üzerine yoğunlaşır. Kişilik psikologları dışa dönüklük, yeniliğe açıklık ve duygusallık gibi özellikleri ölçen testler geliştirerek bu özelliklerin stres, depresyon ve önyargı gibi durumlarla ilişkisini araştırır.
Klinik psikoloji, zihinsel hastalıkların nedenlerini ve tedavilerini araştırır; depresyondan şizofreniye kadar geniş bir hastalık yelpazesinde genetik ve çevresel faktörlerin etkisini inceler.
Sosyal psikoloji, insanların birbirlerini nasıl etkilediğini, grup içi davranışları ve kişilerarası ilişkileri ele alır. Önyargı, ikna, aidiyet duygusu ve grup dinamikleri bu alanın temel konuları arasındadır.
Kültürel psikoloji, kültürün insan düşüncesini ve davranışlarını nasıl biçimlendirdiğini araştırır. Farklı kültürlerdeki normlar ve geleneklerin psikolojik süreçlere yansıması bu alanın odak noktasını oluşturur.
Nöropsikoloji, beyin ile davranış arasındaki ilişkiye odaklanarak sinir sisteminin insan davranışındaki rolünü araştırır. Beynin belirli bölgeleri hasar gören bireyler üzerine yürütülen çalışmalar ve rehabilitasyon programlarının geliştirilmesi bu alanın uygulama alanları arasındadır.
Endüstri ve örgüt psikolojisi, insanları iş ortamında inceler; liderlik, performans, motivasyon ve çalışan memnuniyeti gibi konularda araştırmalar yürütür.
Kantitatif psikoloji, ölçümleme, araştırma tasarımı ve istatistiksel analiz konularına odaklanır; insan özelliklerinin ölçülebilmesi için yöntemler ve modeller geliştirir.
Uygulamalı alt dallar arasında ise psikolojik danışmanlık, adalet psikolojisi ve sağlık psikolojisi öne çıkmaktadır. Sağlık psikologları toplum sağlığını desteklemeye ve sağlıksız davranışları azaltmaya yönelik çalışmalar yürütürken adalet alanında çalışan psikologlar suç davranışları ve dava süreçlerinin psikolojik boyutlarıyla ilgilenir.
Psikolojinin İki Temel Amacı: Temel Bilim ve Uygulama
Bir bilim dalı olarak psikolojinin iki temel amacı vardır: insan davranışını açıklayan genel kabul edilebilir bir bilgi tabanı oluşturmak ve bu bilgileri günlük hayattaki pratik sorunların çözümünde kullanmak. Bu doğrultuda psikoloji, temel bilim ve uygulamalı bilim olarak iki kolda ilerleme göstermektedir.
Temel bilim alanında çalışan araştırmacılar çoğunlukla akademik ortamlarda ya da araştırma merkezlerinde faaliyet gösterir. İnsanların renkleri nasıl algıladığı, nasıl öğrendikleri veya tutumlarını nasıl değiştirdikleri gibi sorular bu kategoriye girer. Uygulamalı alanda çalışan psikologlar ise bu bilgi tabanından ve mevcut kuramlardan hareketle günlük yaşamdaki pratik sorunlara çözüm üretir. Klinik psikologlar zihinsel bozuklukların tanı ve tedavisine odaklanırken danışmanlık psikologları bireylere stres, ilişki sorunları ve kariyer güçlükleri gibi yaşam zorluklarıyla başa çıkmalarında destek olur. Okul psikologları öğrencilerin akademik ve duygusal gelişimini desteklerken endüstri ve örgüt psikologları iş yerindeki verimliliği ve çalışan refahını iyileştirmeye çalışır.
Her iki yaklaşım da birbirini tamamlar niteliktedir; temel araştırmalar uygulamanın yönünü belirlerken uygulamalı çalışmalar yeni araştırma sorularının doğmasına zemin hazırlar. Bu etkileşim sayesinde psikoloji bilimi, hem kuramsal hem de pratik düzlemde sürekli olarak ilerlemektedir.
Önemli Noktalar
- Psikoloji; davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen, bilgilerini ampirik, sistematik, nesnel ve sınanabilir yöntemlerle üreten bir bilim dalıdır.
- Bilimsel yöntemin temel özellikleri ampiriklik, sistematiklik, nesnellik, sınanabilirlik, genellenebilirlik ve geçiciliktir; bulgular yeni verilerle güncellenir ya da çürütülür.
- Psikoloji biliminin kurucusu sayılan Wilhelm Wundt, 1879'da Leipzig Üniversitesi'nde ilk psikoloji laboratuvarını kurmuştur.
- Yapısalcılık, Gestalt, psikanaliz, işlevselcilik ve davranışçılık tarihsel akımlar olarak birbirini izlemiş; 1960'lardan itibaren bilişsel psikoloji ön plana çıkmıştır.
- Psikoloji; biyolojik, bilişsel, gelişimsel, klinik, sosyal ve kültürel psikoloji gibi birbirleriyle bağlantılı çok sayıda alt dalı kapsamaktadır.
- Psikolojinin iki temel amacı; genel geçer bir bilgi tabanı oluşturmak (temel bilim) ve bu bilgileri günlük yaşamdaki sorunların çözümünde kullanmaktır (uygulamalı bilim).
Temel Kavramlar
| Kavram | Tanım |
|---|---|
| Psikoloji | Davranışları ve zihinsel süreçleri bilimsel yöntemlerle inceleyen bilim dalı |
| Ampirik Yöntem | Sezgi ya da sağduyu yerine duyularla algılanabilen ve deneyime dayalı veriler toplanarak bilgiye ulaşma yöntemi |
| Yapısalcılık | Wundt ve Titchener tarafından geliştirilen, bilinci parçalarına ayırarak incelemeyi amaçlayan ilk psikoloji okulu |
| Gestalt Psikolojisi | Deneyimin bütününün parçaların toplamından fazla olduğunu savunan, algısal organizasyona odaklanan psikoloji akımı |
| Davranışçılık | Yalnızca gözlemlenebilen davranışlara odaklanılması gerektiğini savunan Watson ve Skinner öncülüğündeki psikoloji akımı |
| Bilişsel Psikoloji | Algılama, öğrenme, hafıza ve zekâ gibi zihinsel süreçleri inceleyen; 1960'lardan itibaren davranışçılığın yerini büyük ölçüde alan psikoloji dalı |
Başvurulabilecek Kaynaklar
- Nolen-Hoeksema, S. (2008). Psikolojiye Giriş (Çev. Y. Alogan). Ankara: Arkadaş Yayınları.
- Baymur, F. (1994). Genel Psikoloji (11. Baskı). İstanbul: İnkılap Kitabevi.
- Bargh, J. & Williams, E. (2006). The automaticity of social life. Current Directions in Psychological Science, 15, 1-4.
- Roy, E. J. (2006). Psychology (7th ed.). Boston: Houghton Mifflin.
- Cozby, C. P. (2009). Methods in Behavioral Research (10th ed.). New York: McGraw-Hill.
- Eysenck, M. W. (2004). Fundamentals of Psychology. Hove: Psychology Press.
- Feldman, R. S. (2010). Understanding Psychology (10th ed.). New York: McGraw-Hill.
- Rathus, S. A. (2012). Psychology. Belmont, CA: Wadsworth.
- Schacter, D., Gilbert, D. & Wegner, D. (2008). Psychology. New York: Worth Publishers.