Sofiapedi
Felsefe ve DüşünceTemel

Felsefe Nedir? Temel Sorular ve Alanlar

Felsefe; bilgelik sevgisi olarak doğmuş, merak ve hayretle beslenen, ikinci düzey bir etkinlik olarak diğer disiplinleri sorgulayan ve metafizikten etiğe, epistemolojiden estetik felsefesine uzanan geniş bir disiplindir.

·8 dk okuma

Bilgelik Sevgisi Olarak Felsefe

Batı felsefesinin ilk filozofu olarak kabul edilen Thales, gündelik işlerini kölesine ve hizmetkârına bırakan, maddi sıkıntılardan azade bir düşünürdü. Onun ilgi alanları, sıradan insanlarınkinden belirgin biçimde ayrılıyordu. Thales, "bir şeylerin neden var olduğunu" merak ediyor; yeryüzündeki nesneleri bir kenara bırakıp gökyüzünde olup bitenlere yöneliyordu. Yanında Trakyalı hizmetkârıyla gezintiye çıktığı bir gün, gökyüzüne bakarken önündeki çukuru göremeyip yere serildi. Hizmetkârı onu alaya alarak "Siz filozoflar böylesiniz; ayağınızın altındakileri görmezken göklerde olup biteni anlamaya çalışırsınız!" dedi. Bu anekdot, iki farklı insan tipini simgeler: karnını doyurmaya ve gündelik sorunlarla baş etmeye çalışan sıradan insan ile dünyayı anlamaya, olup bitenleri kavramaya çalışan düşünür.

Thales, dünyanın neredeyse kusursuz düzeni, mevsimlerin birbirini kusursuzca izleyişi, güneş, ay ve yıldızların muhteşem görünümü karşısında hayrete düşmüştü. Bu düzenin kaynağını, gök cisimler arasındaki ilişkiyi, var olanların nereden gelip nereye gittiklerini merak ediyordu. Felsefeyi ve bilimi yaratan da işte bu meraktı.

Merak, Hayret ve Şüphe: Felsefi Düşüncenin Kaynakları

İnsan, merak eden ve olup biten hemen her şeyi hayretle karşılayan bir varlıktır. Bu özelliği en iyi dile getirenlerden biri İngiliz filozof Thomas Hobbes olmuştur. Hobbes'a göre gördüğü olayların sebeplerini araştırmak insanoğlunun doğasına özgüdür; bazıları daha çok araştırır, bazıları daha az, ama herkes kendi iyi ya da kötü kaderinin sebeplerini araştıracak kadar meraklıdır.

Bu merak ve hayret etme yeteneği, aslında bütün çocuklarda mevcuttur. Çocuklar "Yalan söylemek neden yanlıştır?", "İnsanlar ölünce nereye giderler?" ya da "Eğer özgür bir ülkede yaşıyorsam, yapmak istediğim her şeyi neden yapamıyorum?" gibi yanıtlanması kolay olmayan sorular sorar. Ne var ki çocukların ve gençlerin büyük bir kısmı sonraki yaşlarında bu hayret ve merakı yitirir; alışkanlığa teslim olur. İnsanların çoğu günlük hayata öylesine sıkı bağlanır ki hayata ve dünyaya hayret etme duygularını bastırır. Yetişkinlerin pek çoğu dünyayı olağan bir şey olarak görür, şaşırtıcı görünümler sergileyen hayatı olduğu gibi benimser ve sorgulamadan yaşar.

Felsefi soruları unutmanın önemli nedenlerinden biri de şüphe etmekten vazgeçmek ve dogmatik yanıtlarla yetinmektir. Şüphe; sunulan açıklamayla yetinmeme, var olan şeylerin olduklarından başka türlü de olabileceğini düşünme eğilimi olarak ortaya çıkar. Şüphe eden insan, gerçekliğin göründüğü gibi olmayabileceğini, görünüşün gerisinde farklı nedenler olabileceğini düşünen ve algısal görünüşlerin ötesine geçebilen insandır. Bununla birlikte şüphe ederek ve sorgulayarak yaşamak her zaman kolay değildir. İnsanların büyük çoğunluğu şüphe yerine rahat bir yaşamı tercih eder; alışkanlıklarının etkisiyle davranan, bireyselliğini ve bireysel kimliğini unutarak kolektif kimliğine bağlanan bu insanlar, dogmatik kalıpların içinde sıradan bir hayat sürdürür.

Platon'un Mağara Benzetmesi

Bu durumu en iyi anlatan filozoflardan biri, meşhur "Mağara Benzetmesi" ile Platon'dur. Platon bu benzetmede, yeraltı mağarasının en dibinde elleri, ayakları ve boyunlarından zincire vurulmuş insanlar tasarlar. Bu insanlar yalnızca önlerindeki duvarı görebilmektedir. Arkalarına çekilen büyük bir perdenin gerisinde koşuşturan insanların gölgeleri, arkalarındaki ateşin aydınlığıyla duvara yansımaktadır. Zincire vurulmuş insanlar bu gölgeleri gerçek sanır; duvardan gelen seslerin gölgelerden çıktığını düşünür ve bütün hayatları boyunca bu gölgelerin gerçek olmayabileceğinden en küçük bir şüphe duymaz.

Platon, bu noktada mahkumlardan birinin prangalarından kurtarılarak yüzünün ışık kaynağına çevrildiğini düşünmemizi ister. Eski mahkumun bu yeni duruma uyum sağlayamayacağını, gözlerinin kamaşacağını, hatta belki de kör olabileceğini ileri sürer. İnsanın alışkanlıklarını terk etmesi çok zor olduğundan, o eski yerine, zincirlerine dönmek isteyecektir. Bu benzetme, felsefi sorgulamanın ne denli köklü bir kopuşu gerektirdiğini ve alışkanlıkların insan zihnini nasıl esir aldığını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

Philosophia: Bilgelik Kavramının Anlamı

Felsefenin doğuşunda merak ve şüphenin önemli bir rol oynadığını dile getiren antik Yunan düşüncesi, felsefeyi Grekçe philosophia sözcüğüyle karşılamıştır. Bu sözcük, sevmek anlamına gelen phileō fiili ile bilgelik anlamına gelen sophia sözcüğünden türetilmiş olup "bilgelik sevgisi" ya da "hikmet arayışı" anlamını taşır.

Bilgelik; çok fazla şey bilmek, ansiklopedik bilgiler edinmek ya da gözlem yoluyla çok sayıda deneyim biriktirmek anlamına gelmez. Bilgelik; belirli bir zihinsel olgunluğa sahip olmak, sorgulayıcı bir tutumla sahip olunan bilgileri anlamlı ve ilkeli bir hayat doğrultusunda sağlıklı kullanmak, hayatı iyi okuyup doğru ve anlamlı biçimde yorumlamak anlamına gelir. Bilgelik, yalnızca aşırılıktan kaçınmak ya da felaketleri metanetle karşılamaktan ibaret bir ahlak kavrayışı değildir; aynı zamanda olup bitenlerin nedenlerine dair sağlam bir kavrayış, varlığın yapısına ve hayatın anlamına dair derinlikli bir vizyon ve eylemlerin ilkeleriyle nihai amaçlarla ilgili kuşatıcı bir düşünümdür.

Platon, bu bilgelik anlayışını Sokrates'in savunmasını anlattığı eserinde açıkça ortaya koyar. Bir devlet adamı, bir zanaatkâr ya da bir ozan, fiilen icra etmekte olduğu işi neden yaptığını, hayatının nihai amacını açıklayabilecek durumda değildir. Bu kişiler amaçların bilgisinden yoksun olmakla birlikte, yapıp etmeleri için temel ilke ve fikirlerden oluşan açık ve sorgulanabilir bir sistem de oluşturmuş değildirler. Platon'a göre, zaman zaman bilgece ya da adil bir şey yapmış olmak, gerçek bilgeliğe sahip olunduğu anlamına gelmez. Bunun için kişinin eylemlerinin, yapıp etmelerinin ve bir bütün olarak hayatının hesabını her türlü eleştirel sınamadan başarıyla geçirecek şekilde verebilmesi gerekir.

Filozofun Üç Hayat Öğretisindeki Yeri

Antik Yunan'da Pythagorasçılar tarafından geliştirilen "üç hayat öğretisi", filozofun toplum içindeki özgün konumunu çarpıcı bir metaforla ortaya koyar. Bu öğretiye göre Olimpiyat Oyunları'nda üç farklı insan tipi bulunmaktadır: şan ve şeref için koşmaya gelen atlet, oyunlar vesilesiyle bir şeyler satarak para kazanmaya çalışan satıcı ya da tüccar ve bütün bu kalabalığın içinde insanların ne yapmaya çalıştıklarını, hangi motiflerle eylediklerini anlamaya çalışan filozof.

Bu metaforda satıcı ya da tüccarlar, maddeye düşkünlüğü ve yalnızca parayla mutlu olunabileceği düşüncesini temsil eder. Atlet, egosu güçlü, şan ve şeref peşinde koşan, her daim kendini kanıtlama mücadelesi veren insanı gösterir. Oysa filozof, olup bitenleri anlamaya çalışan, insanları peşlerinden koşturan güçlerin gerçek değerini kavrama çabası içinde olan ve sadece insanları değil, bir bütün olarak hayatı anlamaya çalışan insanı ifade eder. Bu imge, Platon'un çizdiği filozof resmiyle de tam anlamıyla örtüşmektedir.

İkinci Düzey Bir Etkinlik Olarak Felsefe

Felsefeyi, bilim de dahil olmak üzere diğer disiplinlerden ayıran önemli bir özellik; onun ikinci düzeyden bir etkinlik olma niteliğidir. Bilim, doğayı ve evrende karşılaştığımız olguları açıklamaya çalışan birinci düzeyden bir etkinliktir. Bilimin üzerine gelen bilim felsefesi ise doğayı açıklayan bilimin kendisini açıklamaya yönelir ve bu yönüyle ikinci düzeyden bir açıklama sunar.

Aynı durum din ve sanat için de geçerlidir: Din felsefesi bizzat dinin kendisine, sanat felsefesi ise sanatın kendisine ilişkin ikinci düzeyden açıklamalar getirir. Felsefe, bu biçimde hem bilimin hem de sanatın, hem dinin hem de siyasetin üzerine yükselerek onların temel varsayımlarını, yöntemlerini ve amaçlarını sorgular.

Ünlü çağdaş düşünür Wittgenstein, felsefenin bu çok işlevli niteliğine dikkat çekmiş ve felsefeyi bir alet kutusuna benzeterek farklı işlevleri yerine getiren çok sayıda araçtan oluştuğunu vurgulamıştır.

Felsefenin Alt Alanları

Felsefenin konuları son derece çeşitlidir; kapsamına girmeyen bir şey neredeyse yoktur. Bu çeşitlilik, insan hayatının karmaşıklığının ve çağdaş uygarlığın ulaştığı düzeyin bir sonucudur. Günümüzde felsefenin başlıca alt alanları şunlardır:

  • Metafizik (Ontoloji): Varlığın ne olduğunu, gerçekliğin yapısını ve evrenin temel ilkelerini araştırır.
  • Epistemoloji (Bilgi Felsefesi): Bilginin ne olduğunu, kaynaklarını, sınırlarını ve doğruluğunu sorgular.
  • Etik: İyi ve kötü, doğru ve yanlış eylem, erdem ve yükümlülük konularını ele alır.
  • Siyaset Felsefesi: Devletin meşruiyetini, adalet ilkelerini, egemenlik ve demokrasi kavramlarını inceler.
  • Estetik: Sanat, güzellik ve estetik deneyimi filozofik açıdan ele alır.
  • Bilim Felsefesi: Bilimin yöntemini, bilgi üretme biçimini ve bilimsel açıklamanın niteliğini sorgular.
  • Eğitim Felsefesi: Eğitimin amaçlarını, yöntemlerini ve idealist, natüralist, analitik gibi temel eğitim anlayışlarını araştırır.

Bunlara ek olarak teknoloji felsefesi, çevre felsefesi, spor felsefesi gibi yeni alt alanlar günümüzde giderek önem kazanmaktadır.

Felsefenin Değeri

Modern dünyada bir şeye değer biçmenin en yaygın yolu, onun somut yararını belirlemekten geçer. Bu noktada "felsefe" sözcüğünü işiten pek çok kişinin ilk tepkisi, biraz alay yüklü bir dille onun hiçbir işe yaramadığını dile getirmek yönünde olabilir. Oysa bu, felsefe hakkındaki yaygın bir önyargıdan ibarettir.

Felsefenin yararı doğrudan değil, olsa olsa dolaylı olabilir. Ondan maddi değerlerin üretimine doğrudan katkı beklemek elbet mümkün değildir. Üstelik maddi zenginlik ve refahın insanın değer verdiği yegane şey olmadığını da unutmamak gerekir.

Bu bağlamda felsefe bireysel düzeyde birçok katkı sunar: Bazı insanlar, tefekkürde bulunmaktan, yani derin düşünmekten, insan yaşamının anlamını araştırmaktan haz alır. Sorgulayan bir tavır edinmek, düşüncelerini netleştirmek, argümanları değerlendirmek ve kişisel değerleri anlamlandırmak bu katkıların başında gelir. Yalnızca alışkanlıklarının rehberliğiyle yaşayan, bireyselliğini ve bireysel kimliğini unutarak kolektif kalıplara teslim olan insan, felsefeyle bu sığlıktan kurtulabilir.

Toplumsal düzeyde ise felsefe; bilim, siyaset, hukuk ve sanat gibi alanların temelindeki varsayımları sorgulamaya ve bunları daha sağlam zemine oturtmaya katkı sağlar. Eleştirel düşünce kültürünü besleyen felsefe, toplumun genel entelektüel düzeyinin yükseltilmesinde belirleyici bir rol üstlenir.


Önemli Noktalar

  • Felsefenin doğuşunda merak ve hayret belirleyici bir rol oynamıştır; Thales bu tutumun en erken simgelerinden biri olarak kabul edilir.
  • Şüphe, felsefi sorgulamayı harekete geçiren temel etkenlerden biridir; gerçekliğin göründüğü gibi olmayabileceğini düşünme eğilimini ifade eder.
  • Felsefe; bilim, din ve sanat gibi birinci düzey disiplinlerin üzerine yükselen ikinci düzeyden bir etkinliktir — Wittgenstein onu bir alet kutusuna benzetmiştir.
  • Başlıca alt alanları metafizik, epistemoloji, etik, siyaset felsefesi, estetik, bilim felsefesi ve eğitim felsefesidir; teknoloji ve çevre felsefesi gibi yeni dallar da gelişmektedir.
  • Philosophia sözcüğü, "sevmek" anlamındaki phileō ile "bilgelik" anlamındaki sophia sözcüklerinden türemiş olup bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı anlamına gelir.
  • Felsefenin yararı doğrudan değil dolaylıdır; bireysel düzeyde tefekkür ve anlam arayışına, toplumsal düzeyde ise eleştirel düşünce kültürünün gelişimine katkı sunar.

Temel Kavramlar

KavramTanım
PhilosophiaGrekçe "sevmek" anlamındaki phileō ve "bilgelik" anlamındaki sophia sözcüklerinden türeyen terim; bilgelik sevgisi ya da hikmet arayışı anlamına gelir
Bilgelik (Sophia)Zihinsel olgunlukla, sorgulayıcı bir tutumla bilgileri anlamlı ve ilkeli bir hayat doğrultusunda kullanma, hayatı doğru ve anlamlı biçimde yorumlama yetisi
ŞüpheSunulan açıklamayla yetinmeme, var olan şeylerin olduklarından başka türlü de olabileceğini düşünme eğilimi; felsefi sorgulamanın temel itici gücü
Mağara BenzetmesiPlaton'un, alışkanlıkların insan zihnini nasıl esir aldığını ve felsefi uyanışın güçlüğünü anlatmak için kullandığı alegorik anlatı
İkinci Düzey EtkinlikFelsefenin bilim, din ve sanat gibi birinci düzey etkinliklerin üzerine çıkarak onların temel varsayımlarını sorgulayan niteliği
MetafizikVarlığın doğasını, gerçekliğin yapısını ve evrenin temel ilkelerini araştıran felsefi alan; ontoloji olarak da bilinir

Başvurulabilecek Kaynaklar

  • Gökberk, M. (2010). Felsefe Tarihi. İstanbul: Remzi Kitabevi.
  • Platon. (2001). Devlet (Çev. S. Eyüboğlu, M.A. Cimcoz). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Russell, B. (2000). Felsefe Sorunları (Çev. V. Hacıkadiroğlu). İstanbul: Kabalcı Yayınları.
  • Cevizci, A. (2013). Felsefeye Giriş. İstanbul: Say Yayınları.
🎯

Bu makaleyi ne kadar anladın?

5 dakikalık testle kendin için ölç.

Reklam Alanı [1234567890]

Haftalık akademik özet için bültenimize katıl

Yeni makaleler ve seçkiler doğrudan e-posta kutuna.

Aboneliğinizi istediğiniz zaman iptal edebilirsiniz. Gizlilik Politikası

Bu makaleyi paylaş

X (Twitter)LinkedInE-posta